Anasayfam Yap | Favorilere Ekle | Künye | İletişim | Reklam

    Anasayfa

   Resim - Fotoğraf

    Sahne Sanatları
    Müzik - Konser
    Sinema - Tv
    Kültür - Edebiyat
    Tarih - Arkeoloji
    Tasarım - Mimari
    İnsan - Polemik
  ●  Bizden Haber
  ●  Yazarlar
  ●  Yasal Uyarı
  ●  Linkler

 

Bizi Facebook'tan Takip edin Bizi Twitter'den takip edin

 

Üye / Yazar Girişi

 Kullanıcı :

 Parola   :

  Kayıt Ol

 

 

Kuzgunun Rüyaları

ŞEHİR TİYATROLARI
İSTANBUL DEVLET TİYATROSU

  


 

 

 

 

 

 

BİR YAZ KONSERİ, BÜLENT ORTAÇGİL – ZUHAL OLCAY

10 Temmuz Pazar günü akşamı, Cemil Topuzlu açıkhava tiyatrosunda, Bülent Ortaçgil ve Zuhal Olcay konseri vardı, güzel bir yaz akşamıydı, gittik izledik, mükemmeldi.

Değerli okuyucuya Bülent Ortaçgil’i ve müziğini tekrar anlatmama gerek yok biliyorum.
Uzun yıllar önce, aydın gençliğin ruh frekansına hitap eden bir derinlikle ortaya çıktığından beridir, ülkenin müzik dünyasında çok saygın bir yeri var ve bu konserde de sahneyi, kendisi gibi kalite çağrışımları yapan başarılı bir icracı Zuhal Olcay’la paylaştı.
Ortaçgil bir filozof. Şu şarkıyı hangimiz bilmez ki?

Olmalı mı olmamalı mı
Yoksa hiç değişmemeli mi
Ama ben değişmezsem,
Ben olamam ki

Görmeli mi görmemeli mi
Yoksa hiç bakınmamalı mı
Ama ben bakınmazsam,
Hiç göremem ki

Sevmeli mi sevmemeli mi
Yoksa hiç beğenmemeli mi
Ama ben beğenmezsem,
Hiç konuşmam ki

Bilmeli mi bilmemeli mi
Yoksa hiç öğrenmemeli mi
Ama ben öğrenmezsem,
Hiç olamam ki

Bu sözlerde varoluşçu felsefenin mükemmel bir anlatımı var, birey olmayı, özgür birey olmayı öven mesajlar var. Uzun yıllar önce yazılmış olsa da, sanki bugün en gerek duyduğumuz değerlere övgü var. Toplum gittikçe muhafazakarlaştıkça, olmak veya olmamak sorusunu soranlar azaldıkça, değişmemek konusunda kantarın topuzu hepten kaçıp geçmişe özleme dönüldükçe, vicdanlar köreldikçe, sevgi, merak ve bilgi isteği azaldıkça; bu sözlerdeki mesaj gittikçe daha anlamlı hale geliyor.
İşte sanatçı farkı burada, yıllar öncesinden görmüş ve ne güzel ifade etmiş.

Bülent Ortaçgil konserinde eski ve yeni parçalarından karışık şarkılar okudu.
Her ne kadar kulağımızın aşina olduğu eski parçalarını daha severek dinlediysek de, yeni parçalarını da bir süre sonra sindirecek ve seveceğiz, biliyorum.
Ortaçgil konserin ikinci yarısında sahneyi Zuhal Olcay’a bıraktı.

Zuhal Olcay’da güçlü sesiyle bir sürü sevilen parça seslendirdi, kabaret müzikalinin ana temasıyla ustalığını konuşturdu.
İkili konserin sonunda bis isteğine, ünlü ‘Beni kategorize etme’ şarkısıyla cevap verdiler.

Konserde izleyici yaş grubuna baktım, beklenenin tersine orta yaş grubu değil; genç, şehirli profesyonellerden oluşan bir kitle bir araya gelmişti. Buradan gençliğin kaliteyi çok iyi anladığı ve özümsediği sonucunu çıkardım ki, bundan çok memnun oldum. (Bu yazıyı kaleme almamda, bu tesbitin önemi var!)

Hiç mi olumsuz tesbitim yok? Var ama bunun konserle ve sanatçılarla ilgisi yok!
Uzun zamandır Açık hava tiyatrosundaki yüksek volümden rahatsı olduğum için oraya gitmekten kaçınıyordum. Unutmuşum, bu konserde de, yapılan müzik duygulara hitap eden bir tarz olduğu halde, sesin volümü öyle açılmıştı ki, titreşimleri oturduğumuz koltuktan hissediyorduk.
Ben uzmanı değilim ama bu ölçüde yüksek volüm bir ‘hard rock’ konserinde gider diyorum ve icra edilen bu tür müzikte ayrıntıların güzelliğini bastırdığını düşünüyorum.

İkinci şikayetim ise seyirci içeri girerken tek noktadan alınması ve dışarıda izleyicinin yüzlerce metrelik yılan kuyruğu gibi sıra oluşturup eziyet çektirilmesi. Çevrede onca çalışan varken neden daha fazla noktadan içeri insan alıpta konserin vaktinde başlamasını sağlayamazlar, anlamadım.

Üçüncü şikayetim ise; arabasıyla gelen seyirciyi av gibi görüp, önce insanların aşağı inen yol kenarına insanların araçlarını park etmesini bekleyip, insanlar içeri girdikten sonra, Pazar akşamı geç saat demeden araçları çekiciye yükleyip götüren fırsatçılardan.
O güzel konserden güzel duygularla mutlu olarak gidiyorsunuz, bakıyorsunuz aracınız yok, kötü sürpriz!

Kenarda bekleyen taksiciler alışık, gülerek ‘özellikle konser akşamları böyle olduğunu, civardaki otopark işletmecilerinin şikayeti ile ekiplerin bu işi yaptıklarını’ anlatıyorlar ve sonrasında sizi aracınızın çekilmiş olacağı parka götürüyorlar.

Kural, kuraldır ama böyle kurnazlıklar olmasa, güzellikler bozulmasa iyi olmaz mı?
Emniyet müdürlüğü, ’insanların artık araçları çekilerek mağdur edilmeyeceklerini’ beyan etmemişmiydi? Bu konuda ne derler acaba?


Cengiz ÖZDER
12.07.2011

Facebook ta paylaş


Yazarın Tüm Yazıları...  -   Yazar'a mesaj yaz  -   Yorum Yaz 





 

Yorum Yaz

 

Tavsiye Et

Okuyucu Yorumları


 

SanatsalHaber Basın Konseyi üyesi olup Basın Meslek İlkelerine uymaya söz vermiştir. SanatsalHaber'de yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Sitede yayınlanan yazı ve fotoğrafların her hakkı saklıdır. İzinsiz veya kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © 2008-2015 SanatsalHaber.com.