Anasayfam Yap | Favorilere Ekle | Künye | İletişim | Reklam

    Anasayfa

   Resim - Fotoğraf

    Sahne Sanatları
    Müzik - Konser
    Sinema - Tv
    Kültür - Edebiyat
    Tarih - Arkeoloji
    Tasarım - Mimari
    İnsan - Polemik
  ●  Bizden Haber
  ●  Yazarlar
  ●  Yasal Uyarı
  ●  Linkler

 

Bizi Facebook'tan Takip edin Bizi Twitter'den takip edin

 

Üye / Yazar Girişi

 Kullanıcı :

 Parola   :

  Kayıt Ol

 

 

Kuzgunun Rüyaları

ŞEHİR TİYATROLARI
İSTANBUL DEVLET TİYATROSU

  


 

 

 

 

 

 

PROF. FRED ALAN WOLF

YARATILIŞ FELSEFESİ VE SANATIN YARATILIŞLA İLGİSİ

2012 Aralık ayında inovasyon haftası etkinlikleri içinde, ünlü kuantum kuramcısı Fred Alan Wolf, nam-ı diğer Dr.Quantum İstanbul’da bir konuşma yaptı.
Demek ki çok tanıyanı bileni varmış ki, kongre salonu ağzına kadar doluydu.
İşte bu sunumu sizin için, katılma şansı bulamayıp da merak edenler için, kuantum felsefesini ve alan teorisini öğrenmek isteyenler için izledim ve özet olarak anlatmaya çalıştım.
Doğal olarak hoca’nın anlattıkları bu kadar anlaşılır değildi. Anlamak için, öncesinde konuyu okumuş olmak, biliyor olmak, hatta ‘What the #bleep# do we know?’ (‘Lanet olsun ne biliyoruz ki?’ Anlamına geliyor!) isimli kült filmi de izlemiş olmak gerekiyordu.:)

Malumunuz inovasyon yenilikçilik, yeni ve değişik bir şey yapmak anlamına geliyor. Kendisinden önceki ve sonraki konuşmacılar, genelde bu konunun anlamını destekler konularda konuştular.
Ama manevi dünyanın, felsefe dünyasının insanı Wolf , bu konuda hapis kalabilir miydi? Hayır.
Önce konuya yaratıcılık diye başlık attı ama sunumunun ana konusu, insanın yaratılış sorunuydu.
‘Biz kimiz?’ ‘Biz neyiz?’ ’Biz ne için varız?’ türünden, olmak ile ilgili konuya geçiş yaptı.

Kuantum felsefesine göre atom altı parçacık dünyasının sınır tanımayan büyük okyanusunda, canlı cansız ayrımı olmadan bütün parçacıklar birbiri ile bağlantılı olarak var oluyorlar. Dolanıklık kuralı dediği kurama göre bütün o parçacıklar birbirine dokunuyor. ‘Sen ve Ben yok’ diyor. Aslında ikisi de aynı şey diyor!

‘Hepimiz büyük bir evrenin içinde, uzay ve zamanın aslında bir potada eriyip spacetime (uzay-zaman) denilen ve herşeyin ışık ve zihinden geldiği bir yapıda bulunuyoruz!’ diyordu.
Uzayzamanı oluşturan bu kuantum alanlarında, madde sanki satranç taşları gibi bir var!, bir yok! durumunda.
‘Diğer kuantum fizikçileri böyle düşünmüyor ama bu kavram, bana göre ‘Tanrı-Yaratan’ kavramı ile aynı olmalı!’ diyerek, en cesur yorumu yapıyor!

Sonrasında gözlemin deney sonuçlarını değiştirdiğinin deneysel olarak ispatlanmış örneklerini anlattı. Altından bir levhanın üzerine açılmış bir atom kalınlığındaki çift yarık deneyinde, arkadaki bir kaydedici üzerine püskürtülen foton parçacıkları bir dalga resmi veriyorlar. Ama ön tarafa bir kamera konulup gözlemci oluşturulduğunda, bu kez arka ekrana düşen foton izleri parçacık gibi davranıyorlar, yani arkaya çift yarık şeklinde iz düşüyor. Sonuç gözlem, yani bir anlamda idrak, deney sonucunu değiştiriyorsa, çok şeyi de değiştirir! Bu Bohr (ünlü bilimci Niels Bohr) düşüncesidir. Deneyi oluşa çevirmektir. (Gözlemlemek, yaratmaktır mesajı)

Kuantum felsefesi ile hiç alakası olmayan Freud’çu düşünce bile ‘Biz rüyalarımızla kendimizi yaratıyoruz! Diyor. Kendinde olmayan zihinde(unconscious mind) yani rüyada, yaratılırız, varoluruz. Yeni doğan bebeğin günde 20 saat rüya görmesi bu varoluş aşaması sebebiyledir deniyor.

Prof.Wolf çok sevdiği bir Avustralya efsanesini anlattı. Rüyalarda taşınan, yaşayan bu efsaneye göre, önce büyük ruh vardı. Büyük ruh bir rüya gördü, Barrumundi denilen dev balık oluştu. Bu su yaratığı olduğu için deniz ve kum olan rüya gördü.Su dünyası oluştu. Onun ayna ruhu olan Currikkee ise dağları ve denizi rüyasında gördü,dağ ve güneş oluştu. Onun ayna ruhu kertenkele Bogani ise canlılar hayal etti, dünya canlılarla doldu. Bunjil rüyasında uçmayı gördü, kuşlar oluştu. Coonerang geceyi hayal etti, gece gündüz,mevsimler, döngüler oluştu. Her bir rüya gören simetrisinde yeni bir rüya gören oluşturdu, sonunda dünya evren ortaya çıktı. En son ortaya çıkan insan ise bütün bunların tamamını rüyasında görebiliyordu, o da bunları mağaralara,kayalara resmedip, varoluşu tamamladı.

Wolf soruyor: ‘Varoluş bir rüya mıdır?
Hepimiz bir rüyanın ürünü sanal yaratıklar mıyız?
Ben soruyu derinleştireyim: hepimiz ünlü film Matriks’ deki gibi sanal bir dünyada yaşıyor olmayalım?
Veya ‘Farmville’ isimli simulasyonlu bilgisayar oyunundaki gibi sanal ortamda yaratılmış şeyler olabilirmiyiz? (Bu örneği ciddi bilim adamları yaratılış olgusuna cevap ararken kullanıyorlar!) Yoksa, ‘Sophie’nin Dünyası’ isimli popüler felsefe kitabındaki gibi, zincirleme başka idraklerin ürünü olmayalım?

Neyse, Wolf’un sunumu bitti, kendisine teşekkür eden sunucu Kenan Işık, ona hitaben: ‘Ama bütün bu varoluş tezleri içinde hiç sanat yok, sadece bilim var. Burada bir noksanlık yok mu? Sanatsız varoluş olur mu?’ diye, çok baba bir soru sordu.

Wolf ne sorulduğunu anlamak için bir süre boşuna bekledi, birisi tercümeye çalıştı ama o anlamadı. Kimse Kenan Işık’ın sorusunu Wolf’a doğru dürüst tercüme edemeden, kürsüyü bir sonraki konuşmacı olan, vakti az ünlü bir siyasetçi devir aldı. Ne yazık ki soru da ortada kaldı.
(Wolf’un etrafını da fotoğraf çektirmek isteyen çok sayıda hayranı sarmış olduğundan, ben de gidip anlatamadım!)


Cengiz ÖZDER
01.01.2013

Facebook ta paylaş


Yazarın Tüm Yazıları...  -   Yazar'a mesaj yaz  -   Yorum Yaz 





 

Yorum Yaz

 

Tavsiye Et

Okuyucu Yorumları


 

SanatsalHaber Basın Konseyi üyesi olup Basın Meslek İlkelerine uymaya söz vermiştir. SanatsalHaber'de yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Sitede yayınlanan yazı ve fotoğrafların her hakkı saklıdır. İzinsiz veya kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © 2008-2015 SanatsalHaber.com.