Anasayfam Yap | Favorilere Ekle | Künye | İletişim | Reklam

    Anasayfa

   Resim - Fotoğraf

    Sahne Sanatları
    Müzik - Konser
    Sinema - Tv
    Kültür - Edebiyat
    Tarih - Arkeoloji
    Tasarım - Mimari
    İnsan - Polemik
  ●  Bizden Haber
  ●  Yazarlar
  ●  Yasal Uyarı
  ●  Linkler

 

Bizi Facebook'tan Takip edin Bizi Twitter'den takip edin

 

Üye / Yazar Girişi

 Kullanıcı :

 Parola   :

  Kayıt Ol

 

 

Kuzgunun Rüyaları

ŞEHİR TİYATROLARI
İSTANBUL DEVLET TİYATROSU

  


 

 

 

 

 

 

HIGGS BOZONU DEDİKLERİ!

Bugünlerin en aktüel konularından birisi de (bütün o siyaset, güç, dünya çekişmeleri içinde belki de en anlamlı olay), İsviçre Fransa sınırındaki CERN, LHC laboratuarında yürütülen ve iddialı şekilde Tanrı Parçacığı olarak adlandırılan, gizemli atomaltı parçacığının arandığı büyük bilimsel çalışma. Uzun çalışmaların sonunda, 4 Temmuz günü basın konferansındaki açıklamalarda, bu parçacığın (çok küçük bir olasılık dışında) var olduğunu gösteren sonuçlar alındığı belirtildi.

Şimdi Sanatsal Haber’in kültür ve sanat odaklı okuyucularının, eğitimli her zihin gibi bu olayı merak edeceklerini biliyorum.
Konunun ne olduğunu, olayı çok karışık anlatan o bilim insanları dışında (biraz yanlışlarım olsa da), kolay anlaşılır bir şekilde anlatmayı hedef alarak, anlatmaya cesaret ediyorum!

Belki okuyucunun çoğu bu deneysel çalışmaların ait olduğu parçacık (kuvantum) bilimi hakkında bir fikir sahibidirler. Ama bilmeyenler için öncesinde kuvantum fiziği nedir açıklayayım.
Ne de olsa bize okul yıllarında verilen fizik, klasik fizikti.
Neredeyse 20. Yüzyıl’ın başlarında teorik olarak oluşturulan atomaltı fiziğinden, çoğumuz sonraları haberdar olduk.
Bizlere hep atomun bölünmez, en küçük parça olduğu işlenmişti. Tutucu eğitim sistemimiz nedense parçacık fiziğini görmezden gelmişti, bilmememizin suçu bizde değildi yani!

Neyse uzatmadan konuya gireyim.
Atom bildiğiniz gibi gerçekte bölünebiliyor ve örneğin o çılgın elekronlar her an kuvantum belirsizliği altında kah orada, kah burada olabiliyorlar.
İşin teorik kısmı oluştuktan sonra (atomaltı fiziği,yani kuvantum mekaniği bilimi klasik fizikten çok farklı kurallarla işliyor!), bilimadamları laboratuar ortamında parçacıkları tanımlamaya başladılar. İşte bozon dedikleri şey; quant gibi, kuark gibi, bir parçacık grubuna verilen ad.
Önce Amerika’da FermiLab parçacık hızlandırıcısında yüzlerce atomaltı parçacık tanımlandı ve bu birbirine benzemez parçacıklar gruplandırılıp sınıflandığında, daha anlaşılır hale geldiler.
Ayrıca devitron denen parçacık hızlandırıcıda karşı yönlerde ışık hızına yakın hızlandırılıp çarpıştırılan protonlar bu üzerinde çalışılan kuantum parçacıkları yanında positron ve anti-nötron gibi antimadde izlerine de rastladılar.

Sonra Avrupa’nın dev projesi hadron hızlandırıcısı LHC, Cern’deki laboratuarlarda, hepimizin bildiği gibi sonunda devreye girdi.
Yer altında kurulan manyetik zarf içindeki dairesel tünelin uzunluğu 25 km. olup, proje maliyeti 10 milyar doların üzerindeydi. Veriler ise tüm dünyadan gelen kuantum fizikçilerinin çalıştığı Atlas algılayıcısında da etüd ediliyordu.
2008 yılında ilk fiziksel deney esnasında, önce aşırı enerji yüklenmesinden dolayı bazı aksilikler yaşansa da,(aşırı hızlandırılmış fotonlar tüneli patlattı!) sonuçta parçacık hızlandırıcı çalıştı ve bilimadamlarına üzerinde yıllarca çalışabilecekleri veriler üretti. Çarpışma sonucu ortaya çıkan parçacıkların etüd edilecek resimleri ise alınmaya devam edilirken işte bu projenin en büyük araştırması olan Higgs bozonu araştırması sonunda ilk meyvelerini vermiş görünüyor.

Olay sadece parçacık fiziği teorisyenlerinin dünyasına dönmüyor. Bu olayın önemi, parçacık fizikçilerinin olayı en küçük parçacık ölçüsünde düşünmekle kalmayıp, evrensel büyüklükte sonuçlar arıyor olmaları.
Yani en küçük parçanın sırrından, evrenin nasıl yaratıldığı sorusunun cevabı aranıyordu. Artık parçacık fiziği ile kozmoloji biliminin iç içe geçmekte olduğunu görüyorduk.
Bilim, maddenin nasıl oluştuğunu irdelerken, bir yandan da evrenin nasıl meydana geldiğini ve geleceğini düşünüyordu.

Bütün bu çalışmaların iskeleti Standart Model denilen teori.
Evrenin oluşumunu açıklamak için içinde Peter Higgs ve bütün belli başlı kuvantum (parçacık) ve kozmoloji bilimcilerinin katsıyla oluşturulmakta olan bir fizik kuramı.
Son dönemlerin en büyük ve pahalı bilimsel projesinin ana hedefi olan bu muhteşem parçacığa adını veren bu parçacığa ismini veren Peter Higgs ise aslında bu teorik parçacığa Tanrı Parçacığı ismi verilmiş olmasına karşı.
‘Bu kainatın başlangıcında maddenin oluşumunu sağladığı varsayılan özel bir atomaltı parçacığını açıklamak için ben böyle bir tanımlamada bulunmadım ‘diyor. Sadece bir kez teorisine temel oluşturan bu parçacık bir türlü ispat edilemediği için, ’Allahın belası parçacık!’ demiş!
Zaten bütün aklıbaşında bilim ve manevi dünya insanlarının bildiği, inandığı gibi; bilim ve din hiçbir zaman birbirinin sahasına girmemelidir. Bunun karıştırıldığı zamanlarda insanlık zihinsel olarak bozuk, hasta, üretken olmayan dönemler yaşamıştır.
Geçmişin ünlü bilimadamı Galileo’nun güneş sisteminin mekanizması ile ilgili çalışmaları yüzünden engizisyon mahkemesince yargılanması ve hayatı karşılığında teorisini inkar etmek zorunda kalması buna örnektir. Demek ki bu parçacığa Tanrı Parçacığı adını takıp, aydın olmayan bazı kesimlerin tepkisini çekmek gereksiz!

Standart model kuramına göre evren, 14 milyar yıl önce küçük bir yumrunun, Big Bang (büyük patlama) denilen ani bir patlaması sonucu oluşmuş. Bu modele göre başlangıçta bir enerji patlaması olması gereken bu oluşum, bir nedenle bugün ki evrenimizin temelini oluşturan maddeye dönüşmüş. Yani Higgs bozonu gibi bir parçacık olmasaymış, madde hiç oluşmayacak ve enerji ile atomaltı parçacıklar, madde olmadan evreni doldurup şimdiki gibi genişmeye (madde olmaksızın) devam edecekmiş.
Gerçi madde dediysek, muhteşem büyüklükte galaksileri oluşturan, güneş sistemlerini, dünyaları, bizleri oluşturan madde, evrende çok kıt.
Evrenin sadece %4 kadarı maddeden oluşuyor, diğer %22 si karanlık madde ve evrenin boşluğunu dolduran( %74) karanlık enerji olduğu varsayılıyor. Madde dışındaki bu iki olgu henüz bilim için bir sır. Karanlık madde görülemiyor ancak varlığı maddeyi ve parçacık geçişini bir şekilde etkilemesinden tahmin ediliyor. Karanlık maddenin, bizim maddi evrenimizi bir şekilde bir arada tutan, düzenleyen bir bağ olduğu düşünülüyor. Karanlık enerjinin ise, henüz idrak edemediğimiz boyutlarda evrenin genişlemesinden sorumlu olduğu düşünülüyor!

Şimdi, tekrar başa dönelim ve bir kez daha olayı, yani Higgs parçacığının önemini anladığımız kadarıyla ve anlaşılabilir bir basitlikte anlatmaya çalışalım:
Maddeyi oluşturan atomaltı parçacıklarının, yani Türkçeleştirilmiş isimleri ile zerrelerin boyutları yoktu, fotonlar gibi hem enerji hem de madde özelliği gösterebiliyorlardı, içleri bir anlamda boştu.
Öyleyse nasıl olup da atom içinde bir araya gelip maddeyi oluşturabilmişlerdi?
Arada bir kuvvet mi vardı? Yapışkan özelliği olan bir zerrecik mi vardı?
İşte yıllar öncesinde Nobel ödüllü ünlü parçacık fizikçisi olan Higgs, ünlü teorisinde parçacıkları bir arada tutan bir ağır kuvvetten ve sonradan Higgs bozonu denilen bir kuvvet parçacığından bahsetmişti. Sonuçta bütün bu çalışmaların amacı, teorinin ispatlanması için fiziksel deneyler yaparak maddenin oluşumunu ve evrenin nasıl oluştuğunu anlamaya yarayacak ipuçlarını aramaktı.
Çok büyük paralar harcandı, dünyanın en büyük beyinleri bir araya geldi, şimdiye kadar yapılmış en büyük deney olan parçacık hızlandırıcısında ışık hızına yakın hızlandırılmış protonları çarpıştırarak, evrenin ilk oluştuğu Big Bang patlamasında oluştuğu şartlara benzer bir ortam oluşturarak, saniyenin bilmem kaç milyonda bir süresinde kaybolan Higgs Bozonunun varlığını araştırdılar!

Bundan büyük ve anlamlı ne olabilirdi?
Silahlanmaya onca para harcanırken, demokrat ve eşitlikçi olmayan onca rejimde kaynaklar keyfi şekilde harcanırken, ilerleme için harcanan bu kaynak aslında çok yerinde değil midir?
Bence bu projeye katkıda bulunan herkese ‘bravo!’denilmeli.

Sonuç: Şimdi bazı insanlar, bu buluşun sonucu ne olacak diye soruyorlar.
Bunların içindeki olumsuz dar görüşlüleri bir tarafa bırakıp; o soruyu art niyet olmadan soran, o akıllı, yapıcı olan insanlar için cevap şu olabilir:
Belki bunun maddi ve pratik sonuçlarını hemen göremeyeceğiz. (Elektrik bile ilk keşfedildiğinde ‘Bu neye yarar?’ diye sorulmadı mı?)
Ama olayın felsefi açılımlarının çok daha önceden gelmesini bekliyorum.
20. Yüzyılın en büyük felsefi mesajları, o ünlü Kuvantum fizikçilerinden gelmişti.
Şimdi de bu paralelde, yine büyük fizikçileri izleyelim derim.
(Örneğin bakalım, 100 dolarlık bahsi kaybeden Stephen Hawking ne diyecek?)


Cengiz ÖZDER
11.07.2012

Facebook ta paylaş


Yazarın Tüm Yazıları...  -   Yazar'a mesaj yaz  -   Yorum Yaz 







 

Yorum Yaz

 

Tavsiye Et

Okuyucu Yorumları


 

SanatsalHaber Basın Konseyi üyesi olup Basın Meslek İlkelerine uymaya söz vermiştir. SanatsalHaber'de yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Sitede yayınlanan yazı ve fotoğrafların her hakkı saklıdır. İzinsiz veya kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © 2008-2015 SanatsalHaber.com.