Anasayfam Yap | Favorilere Ekle | Künye | İletişim | Reklam

    Anasayfa

   Resim - Fotoğraf

    Sahne Sanatları
    Müzik - Konser
    Sinema - Tv
    Kültür - Edebiyat
    Tarih - Arkeoloji
    Tasarım - Mimari
    İnsan - Polemik
  ●  Bizden Haber
  ●  Yazarlar
  ●  Yasal Uyarı
  ●  Linkler

 

Bizi Facebook'tan Takip edin Bizi Twitter'den takip edin

 

Üye / Yazar Girişi

 Kullanıcı :

 Parola   :

  Kayıt Ol

 

 

Kuzgunun Rüyaları

ŞEHİR TİYATROLARI
İSTANBUL DEVLET TİYATROSU

  


 

 

 

 

 

 

CUMHURİYET’İN İLK YILLARINDA OKUYUCU MEKTUPLARI

1925 yılının Ekim ayında Çorlu’lu Ömer Ziya, Haftalık Mecmua isimli magazin dergisine gönderdiği mektubunda, ezelden beri âşık ile maşûkun bir türlü cevabını bulamadığı soruyu sorar. “Seviyorum ama Seviliyor muyum? Seviyorum sevildiğimden emin değilim. Sevilip sevilmediğimi nasıl anlayabilirim? Bu mektuba dergide yayınlanan cevap ise, “Sevildiğinizden şüphe ettiğinize nazaran, sevilmediğinizi anlamış olacaksınız. O halde ortada mesele yok” şeklindedir.

Gazetelerde ve dergilerde yayınlanan okuyucu mektupları sorunlarına çare arayan bireylerin ihtiyaçlarını ve beklentilerini gözler önüne serer. Kişinin içindeki sıkıntı birden binlerce kişi ile paylaşılır ve dertlere derman aranır. Günümüzde gazetelerdeki okuyucu mektuplarına ayrılan köşeler gittikçe azalıyor. Yerini televizyon programlarına kaptırdı. Artık “İzmir’den S.Y.” ya da “Gönül çelen” rumuzlu okuyucu yerini canlı yayınlara bağlanan “İsmini vermek istemeyen” izleyiciye bıraktı. Peki geçmişte nasıldı? Çok eskiye gitmeye gerek yok. Cumhuriyet’in ilk yıllarında imparatorluğun çocukları, Cumhuriyet’in gençleri olarak gazetelere yazdıkları mektuplarda sorunlarını dile getirmişler. Dolayısıyla dönemin gazete ve dergilerinde yayınlanan okuyucu mektuplarında Cumhuriyet gençliğinin sesini duyabilirsiniz. Bu yazıda Haftalık Mecmua’da yayınlanan ilginç mektup örneklerinden yola çıkarak 85 yıl önce insanlar neleri merak etmişler? neleri dert edinmişler? Okuyucu mektuplarının satır aralarında anlamaya çalışacağız.

Haftalık Mecmua, 1925 yılının Temmuz ayında yayın hayatına başlamıştır. Özellikle magazin haberleri ile öne çıkan bol resimli bir dergidir. Dergide “okuyucularımızdan gelen suallere cevaplar” başlıklı köşede yayınlanan okuyucuların soruları kadar verilen cevaplar da hayli dikkat çekici. Aslında mektupları okuduğunuzda pek de bir şeyin değişmediğini göreceksiniz. Evlenmek isteyenler, karşılıksız aşklar, yaşı benden küçük evleneyim mi? Sevdiğim kızı unutmak için ne yapayım? Eski sevgililerim beni rahatsız ediyor? Hiçbir kadını sevemiyorum! gibi insanın değişmez halleri mektuplarda dile gelmiş. Yani mektupların ortak noktası aşk, evlilik ve ilişkiler üzerinedir. Tabii ki sadece aşk yok. Yeni rejimin yeni uygulamalarından kafası karışan hatta tedirgin olan insanlar mektup yazarak bu uygulamaları anlamaya çalışmışlar. Dolayısıyla Latin harflerine geçecek miyiz? Bekârlık vergisi alınacak mı? mezar taşlarına fes ve şapka, İmam Hatip Liselerinin geleceği var mıdır? gibi toplumsal meseleler de mektupların konusu olmuş.

Bazı mektupları okuduğunuzda da tebessüm etmekten kendinizi alıkoyamıyorsunuz. Örneğin “eşekler anırınca o nazik teraneleri bestelesek bu nefis ahenge curcuna mı demeli ” gibi hayal gücünü zorlayan garip sorular da yer almakta. Bu tür sorulara verilen cevaplar da oldukça eğlenceli. Bu mektuba verilen cevap ise “Bestekârın zevkine kalmış bir şey. Bizim bu derece nazik musikiye pek aklımız ermez” şeklindedir. Aşkını kalbine gömerek unutmaya çalışan sevgilinin mektubuna ise “aşkınızın hararetini bol miktarda soğuk su içmekle söndürmeye çalışın” şeklinde cevap verilmiş. Bu tür mektuplar karşısında cevaplayan, sinirlendiğini belli eden cevaplar vermekten kaçınmıyor. Konya’dan ismini vermeyen bir okuyucu gözlerinin rengini beğenmediğini bakın nasıl dile getirmiş ve nasıl bir cevap almış: “ Mavi gözlülerden delice nefret ediyorum benim de gözlerim mavi. Bilhassa sevmediğim bir şahsın gözlerine pek benzediği için aylardan beri aynaya bakamıyorum. Kendi yüzüme hasret kaldım. Ne yapayım? Beni bu büyük dertten kurtarabilir misiniz?” Cevap: “Derdiniz hakikaten büyük. Fakat bizden hallini istediğiniz müşkil daha büyük… Düşündük taşındık aynaya bakmak isterseniz fakat gözlerinizi göremezsiniz. Bu şartlar altında gözlerinize siyah bir gözlük takarak aynaya bakmanızda bir mahzur yoktur. O zaman hem pek sevdiğiniz yüzünüzü görürsünüz hem de hiç sevmediğiniz gözlerinizi görmezsiniz”.

Yine anlamsız bir soruya ilginç bir örnek de İstanbullu 15 yaşında genç bir kızın mektubudur. “Henüz 15 yaşlarında bir kızım. Bundan 7-8 ay evvel Galata rıhtımına yanaşan Karadeniz vapurunda oldukça güzel bir genci seviyorum. Acaba o da beni seviyor mu? O gencin fikrini öğrenmek için bunu yazıyorum siz ne dersiniz? Okuyucuya manalı bir cevap yazılır! “Hiç… sadece güleriz” . Eskişehir’den bir okuyucu ise “Burada güzel bir kız seviyorum. O da beni seviyor. Sevdiği halde ancak üç günde bir konuşuyor. Sebebi nedir? Cevap: “Ruhlarla haberleşme vasıtasına sahip değiliz. Gördüğünüz zaman kendiniz sorup merakınızı gideriniz.” İstanbullu 19 yaşındaki genç kızın derdi ise âşık olamaması ve kimseyi sevememesidir. Hatta genç kız kendine göre aşk tarifini yapar “ Ben öyle aşk istiyorum ki bütün her şeyde her yerde onu görüp onu duyayım. Fakat söyledim ya yapamıyorum. Acaba hiç kimseyi sevemeyecek miyim? Genç kıza şöyle bir cevap verilir: “ âşık olanlar aman keşke olmasaydık diye kıvranıp dururken siz olmadığınızdan mı şikâyet ediyorsunuz? Dertsiz baş yok derler doğrudur?” Okuyucu mektuplarını cevaplayan kişinin yazılarındaki üslup genellikle nasihat verici ve yol gösterici niteliktedir. Fakat anlamsız sorular karşısında sinirlenerek “başınızın çaresine bakın” veya “büyü yapın” şeklinde alaycı bir üslup kullanmaktan da kaçınmıyor.

Haftalık Mecmua’ya Anadolu’nun değişik şehirlerinden mektuplar gelmektedir. Çoğunlukla mektuplar erkeklerden tarafından yazılmaktadır. Fakat kadınların yazdığı mektuplar da hayli ilginç. Erkeklere karşı tepkisini ismini vermeyen İzmirli bir kadın “Erkeksiz Memleket Arıyorum” başlığı ile bakın mektubunda neler yazmış? “Erkeksiz memleket arıyorum. Bu haşarı mahlûklardan kurtulmak için ne yapmalıyım? Cevabı verenin erkek kimliğini öne çıkaran cevabı da oldukça ilginç “ Bize kalırsa erkekler de kadınsız memleket arıyor. O fena mahlûklardan kurtulmak için her çareye başvuruyorlar. Fakat nafile biri haşarılığı diğeri de fenalığı ile bu iki cins birbirini incitmekte devam edip gidecektir. Birinin diğerinden şikâyete nasıl hakkı olur?”

Cumhuriyet’in ilk yıllarında gençlerin gazete sütunlarında dertlerine nasıl derman aradıklarını merak ediyorsanız aşağıdaki makalemi okuyabilirsiniz.

Fatmagül Demirel, “ Cumhuriyet’in İlk Yıllarında Haftalık Mecmuada Yayınlanan Okuyucu Mektupları” Müteferrika, sayı 37 (yaz 2010) , s. 131-142.


Prof. Dr. Fatmagül DEMİREL
09.10.2011

Facebook ta paylaş


Yazarın Tüm Yazıları...  -   Yazar'a mesaj yaz  -   Yorum Yaz 



 

Yorum Yaz

 

Tavsiye Et

Okuyucu Yorumları


 

SanatsalHaber Basın Konseyi üyesi olup Basın Meslek İlkelerine uymaya söz vermiştir. SanatsalHaber'de yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Sitede yayınlanan yazı ve fotoğrafların her hakkı saklıdır. İzinsiz veya kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © 2008-2015 SanatsalHaber.com.