Anasayfam Yap | Favorilere Ekle | Künye | İletişim | Reklam

    Anasayfa

   Resim - Fotoğraf

    Sahne Sanatları
    Müzik - Konser
    Sinema - Tv
    Kültür - Edebiyat
    Tarih - Arkeoloji
    Tasarım - Mimari
    İnsan - Polemik
  ●  Bizden Haber
  ●  Yazarlar
  ●  Yasal Uyarı
  ●  Linkler

 

Bizi Facebook'tan Takip edin Bizi Twitter'den takip edin

 

Üye / Yazar Girişi

 Kullanıcı :

 Parola   :

  Kayıt Ol

 

 

Kuzgunun Rüyaları

ŞEHİR TİYATROLARI
İSTANBUL DEVLET TİYATROSU

  


 

 

 

 

 

 

İNTERNET ÇAĞI, AYDINLIK BİR ÇAĞ (MIDIR?)

Z kuşağı gençleri bilmez ama hayatımızda 90 lı yıllara kadar internet yoktu. İnternet öncesi bilgisayarlar, kısıtlı bilgi taşıyan floppy disklerle çalışan sıkıcı cihazlardı. Program kısıtlı idi, kullanım alanı sıradan kullanıcı için uygun değildi. İnsanlar o Kuzey Kore propaganda filminde olduğu gibi klavyeye dokunmadan, anlamsızca ekrana bakıp duruyorlardı! Sonra birgün Windows kuruldu, bilgisayarla tanıştık ve ısındık. Sonra internet tarayıcılar geldi, dünyaya açıldık.Uzun lafın kısası internet olayı çok yeni! Gerçi internetin temelleri 70 li yıllarda Arpanet protokolü ile kurulmuş olsa da, bu ağ sadece üniversiteler arası 15 bilgisayarın bağlı olduğu özel bir protokoldü. Sonra 1984 de alan adlarının belirlendiği protokolden sonra bile, kullanıcı sayısı (host) sadece 1000 kişi idi. Patlama 1990 lı yıllarda geldi. 1991 de WWW (World WideWeb-küresel ağ) ile tanıştık. 1994 yılında 10 bin site ve dünya çapında 3 milyon kullanıcı vardı. Tarih ne kadar yakın değil mi? Dünya, tekerleğin keşfini bile 3-4 bin yıllık bir dönemde tamamlarken, bu yeni dönem göz açıp kapayıncaya kadar yaşanmaya başlanmıştı!

İlk senelerde hatırlayın; aydınlar, bilim adamları ve gelecek bilimciler internet konusunda nasıl da olumlu görüşlere sahiptiler. İnternet olayını öve öve büyütüyorlardı. Güya bilgi 12 bin yıllık idrak sahibi insan tarihinde olmadığı kadar, bireylerin ve insanların ulaşımına, kullanımına açılıyordu. Eskiden üniversite kütüphanelerinde kitaplarda birikmiş ulaşılmaz bilgi artık ekranlarımızdan bize ulaşacaktı.Hemensonrasında ise sosyal medya geldi. İnsanlar olaylara anında tepki verir hale geldiler. Yine fütürologlar internetin ‘doğrudan demokrasi’ olayını sonunda gerçekleştireceğini söyler oldular. Güya yönetim pozisyonundaki politikacı yönetim politikasını, bu platformda vatandaşın tepkisine ve beklentisine göre oluşturacaktı. Sanki internet, demokrasinin ilk kurulduğu Atina vatandaş meclisi gibi ileri doğrudan demokrasinin gerçekleşmesini sağlayacaktı.

2019 yılına geldik, bu beklentiler gerçekleşti mi? Ne gezer!
Güya bilgi devrimi olacaktı, sonuçta bilgi kirliliği oluştu. Kurumlar, üniversiteler beklendiği kadar bilgiyi ağ üzerinden paylaşmamayı yeğlediler. Boşluğu güvenilmez, noksan veya yanlış bilgi doldurdu. Kitlelerin ise bilgiye aç olmadığı, merak taşımadığı anlaşıldı. Halk çoğunluğu, anlaşılması zor bilimsel bilgi, soğuk kültür verisi yerine;o tuhaflıkları (örneğin bir çift başlı yılan resmi paylaşın, görün tıklanma rekoru kırmıyor mu?), magazin haberlerini, başkalarının kavgasını, ot ve çöpten yapılan ve her şeye iyi gelen o sözde harika ilaçlarla ilgili yazıları okur hale geldi.
Demokrasi ve özgürlüklerin gelişmesi konusu ise fos çıktı. Politikacılar internette dolaşan haberlerin kendi kemikleşmiş taraftar kitlesini hiç etkilemediğini gördüklerinde, internetin kamuoyu eğilimi göstergesi olmak beklentisi gerçekleşmemiş oldu. Aksine bazı popülist politikacılar internet ortamını iktidara uzanmak için kullanabileceklerini keşfettiler. Özgürlüklerin gelişimi konusunda da internet yine bekleneni veremedi. Otoriter yönetimler işlerine gelmeyen noktalarda interneti kısıtlayarak kontrol kurdular. Muhalif düşünenleri bu mecradan takibe aldılar.

İşin bir de sosyal medya tarafı var. Facebook, Twitter, instagram, Hotmail, Skype, Google, Youtube, sözlükler, bloglar vs. internet yapıları insanların toplandığı alanlar oldu. Yine önceleri insanların kendilerini ifade etme şansı bulacakları için büyük ve olumlu bir sosyal ve kişisel gelişim yaratacağı sanılan bu sosyal medya ortamı, başlı başına bir vahşi orman, kuralsız, etik değerlerin olmadığı bir yer haline geldi. Çok okunan bir gazetenin köşe yazarı M.Soysal ne yazıyor bakın:
‘Bilgi çağı geliyor diye büyük sevinçlerle karşılamıştık. Lakin bizi bilgilendireceklerin kim olduğunu unutmuştuk. Dünyadaki iyi insanların tüm cahillerin ve kötülerin bir araya geldiği cehennemin adı idi sosyal medya. Milyarlarca deli, çılgın, akıl fukarası, taraftar ve savaşçının kirli bilgisi ile karşılaşacağımızı düşünmemiştik, kan rengine bürünmüş bir okyanus misali.’

Sosyal medya ortamı ne yazık ki başta beklendiği gibi o iyi, faydalı işler düşünen, gönüllülük olanı bilen, ahlak sahibi, başkalarını hak ve hukukunu bilen, koruyan, kollayan gözeten, iyi örnek olan insanların mekânı değil artık. Ortamda çok sayıda bölen, ötekileştiren, nefret dolu, düşmanlık dolu, kötü niyetli olanlar da var. İnternet etiği denen bir olgu yok ortalıkta. Kimi açık kimi kendisini gizleyerek ortamı küfür ve tehditlerle kirletiyor. Sosyal medya toplumun zafiyeti haline geldi. Sevgi, anlayış tolerans yerine ortamı kızgınlık, tehdit doldurdu, diğerleri yaratmak, ötekileştirmek normal oldu.

Bilgi kirliliği konusuna dönersek bu konuda çağdaş yazar, düşünür James Bridle (Genç yazar Londra’da yaşıyor, ileride çok tanınır olacağı şüphesiz) Yeni Karanlık Çağ (Thenewdarkage) adlı kitabında olayı şöyle özetlemiş:
İnternet dünyası döneminde, bugün büyük bir bilgi birikimi yaşıyoruz. Ancak bu bilgiyi nasıl verimli kullanacağımızı, bu bilgileri nasıl düşünceye çevireceğimizi öğrenmedik. Sonuçta dünyayı değiştirmesi gereken bilgi bolluğu, gerçekte dünyayı karartmaya başladı. İnternet üzerinden bize ulaşan bilgi ve paralelinde çok sayıda dünya görüşü sonuçta tutarlı bir gerçeklik oluşturamıyor!
Sosyal medya konusunda ise James Bridle şöyle demekte:

İnternet dünyası, sosyal medya üzerinden basit anlatılar, komplo teorileri ve olay sonrası siyaset (post factualpolitics) ile bir çöp yığını gibi oldu. Bu anlamsız bolluk yüzünden bilgi değer kazanamıyor. İşte karanlık yeniçağ!

Bunlar hep bildiğimiz şeyler ama üzerinde konuşmamız düşünmemiz gerek!


Cengiz ÖZDER
07.01.2019

Facebook ta paylaş


Yazarın Tüm Yazıları...  -   Yazar'a mesaj yaz  -   Yorum Yaz 





 

Yorum Yaz

 

Tavsiye Et

Okuyucu Yorumları


 

SanatsalHaber Basın Konseyi üyesi olup Basın Meslek İlkelerine uymaya söz vermiştir. SanatsalHaber'de yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Sitede yayınlanan yazı ve fotoğrafların her hakkı saklıdır. İzinsiz veya kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © 2008-2015 SanatsalHaber.com.