Anasayfam Yap | Favorilere Ekle | Künye | İletişim | Reklam

    Anasayfa

   Resim - Fotoğraf

    Sahne Sanatları
    Müzik - Konser
    Sinema - Tv
    Kültür - Edebiyat
    Tarih - Arkeoloji
    Tasarım - Mimari
    İnsan - Polemik
  ●  Bizden Haber
  ●  Yazarlar
  ●  Yasal Uyarı
  ●  Linkler

 

Bizi Facebook'tan Takip edin Bizi Twitter'den takip edin

 

Üye / Yazar Girişi

 Kullanıcı :

 Parola   :

  Kayıt Ol

 

 

Kuzgunun Rüyaları

ŞEHİR TİYATROLARI
İSTANBUL DEVLET TİYATROSU

  


 

 

 

 

 

 

CAFE SOCIETY - Film Eleştirisi

Merakla beklenen Woody Allen son filmi 'cafe society' 2016 Ağustus’unda vizyona girdi. Artık 80 li yaşlarda olan büyük sinema ustası, bu son filmi ile henüz tükenmediğini gösteriyor. W.Allen bu film de de, bir sürü çağdaş ünlü oyuncuya rol vermiş. Başrolde, yani Bobby(Robert) rolünde, genç oyuncu Jesse Eisenberg (kendisini Mark Zukerberg rolünden hatırlıyoruz!) ve Vonnie( Veronica) rolünde Kristen Stewart ( adını alacakaranlık serisi ile duyurmuş ve çok genç yaşına rağmen, ‘Ve Perde’ filmindeki rolü ile Cesar ödülü var!). Bir diğer önemli rol olan dayı Phil rolünde ünlü komedi oyuncusu Steve Carrel oynuyor. Zengin bir filmografisi olan bu oyuncuyu Morgan Freeman’la oynadığı ‘Aman Tanrım’ filminden ve ödül aldığı ‘The Office’ dizisinden hatırlıyoruz. Oskar adaylıkları da var. Bir diğer oyuncu Blake Lively ise Bobby’nin eşi Veronica’yı oynuyor.

Film bir aşk üçgenini (aslında dörtgenini) konu ediyor. Tipik Woody Allen üslubu ile komedi filmi olmasına rağmen sonunda olayı hüzne bağlıyor. Gerçi şimdi filmi izlememiş oyuncuya filmi sonu hakkında bir ipucu vermiş oldum ama sonuçta bu filme izleyecek olan sinemaseverler konu değil, görsellik için, Woody Allen filmi için gelecekler, bu açıdan filmin sonunu bile söylesem beis yoktur!

Filmin adı Cafe Society bana çağdaş New York yaşamını çağrıştırmıştı. Ama konu 1930 lar, New York ve Los Angeles’ında geçiyor. Ayrıca filmin adı Cafe society yerine Night Club Society olsa, daha uygun olurmuş! Özellikle gece kulübü sahneleri bir görsellik harikası. O yılların pırıltısı, enerjisi, mutluluğu bir şölen gibi yansıtılmış. ( Gerçekte o dönem yaşamı öyle miydi? Öyle olmasa da sorun değildir, sonuçta sinema bir büyü, bir masal değil mi?)
Fonda, Woody Allen’ın bayıldığı, o dönemin caz müziği sürekli çalıyor. Neşeli dixieland ve boogie-woogie türünden, cazseverlerin bayılacağı müzikler!

Filmin konusu kısaca şöyle: Babasının New York’taki dükkanında kendisine gelecek görmeyen Robert, Hollywood’da ünlü bir menejer olan dayısının yanına gider. Ulaşılması güç insanı oynayan dayı önceleri sürekli kaçsa da, ısrarcı Bobby sonunda onun yanında bir getir götür işi kapar. Aslında dayısının gizli metresi olan sekreter Vonnie’ye aşık olur. Vonnie’nin tercihini fırıldak ama güçlü, saygın ve zengin Phil’den yana kullanması üzerine, New York’a döner. Masal bu ya, gangster abisinin gece kulübünü işletmeye başlar, güzel ve düzgün bir kadınla evlilik yapar, ama...

Şimdi işin eleştiri kısmına geçelim. Filmin senaryosu da Woody Allen elinden çıkmış. Ama senaryoda Bobby karakteri yeterince iyi işlenmemiş. Bu filmin ana karakteri yetenekli bir oyuncu tarafından oynanmasına rağmen, diyalogları açısından oldukça zayıf kalmış.
Karakter, kurgu neyi gerektiriyorsa ancak o kadar, minimal bir diyalog sahibi. Woody Allen’ın geçmişteki dil ishaline uğramış karakterlerinin aksine, hiç konuşkan değil.
Değil önceki filmlerindeki gibi derin mesajlar, felsefi göndermeler, mizah içeren kelime oyunları; bu filmde karakter kurgu kalıbının gerektirdiğinden bir kelime fazla konuşmuyor.
Bu durum senaryo açısından zayıflık gibi duruyor. Bu derecede konuşma özürlü bir karakter nasıl kadınların kalbini çalabiliyor? Getir götürden başlayıp, böyle tutuk bir karakterin New York’da ünlülerin devam ettiği bir gece kulübünün karizmatik yöneticisi olabilmesi mümkün mü?
Zaten kulüp sahnelerindeki o sevilen ve tanınan bir kulüp yöneticisi rolünde bile, misafirleriyle konuşamıyor, sadece çak (!) çak (!) yaparak salonda dolaşıyor!

Çık-çık-çık(!) Ustaya yakışmadı! Oyuncu Jesse Eisenberg’e de yazık olmuş! Mavi Yasemin deki (Blue Jasmine-2013) derinlik ve izleyicinin kalbini buran duygular sönüyor mu ne?


Cengiz ÖZDER
21.09.2016

Facebook ta paylaş


Yazarın Tüm Yazıları...  -   Yazar'a mesaj yaz  -   Yorum Yaz 





 

Yorum Yaz

 

Tavsiye Et

Okuyucu Yorumları


 

SanatsalHaber Basın Konseyi üyesi olup Basın Meslek İlkelerine uymaya söz vermiştir. SanatsalHaber'de yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Sitede yayınlanan yazı ve fotoğrafların her hakkı saklıdır. İzinsiz veya kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © 2008-2015 SanatsalHaber.com.